DOLAR
EURO
ALTIN
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

Neden Mutlu Olamıyoruz?

Şeyma Sonkur
Merhabalar değerli okuyucular,  Balkan ülkelerinden Makedonyayı görmüş biri olarak ve Balkan Ülkelerine karşı ilgimden dolayı Balkan Haber bünyesinde kendimi köşe yazarı olarak buldum. Umarım bugünden sonra yazacağım köşe yazılarıyla hayata bakış açınıza bir nebze de olsa katkı sağlamış olurum. Bana  bu fırsatı verdikleri için Balkan Haber bünyesine teşekkür ediyorum…
05.06.2021
A+
A-

Bugünkü yazımı son yıllarda kangren gibi pençesine almış olan “NEDEN MUTLU OLAMAYORUZ” sorununun, nedenlerini ve çözüm yolları nelerdir soru alt başlıklarıyla ele alarak bahsetmeye çalışacağım.

Şimdiden keyifli okumalar dilerim.

Hepimiz mutluluğu arıyoruz. O sınavı geçersek, o işe girersek, o zammı alırsak, o müşteriyi kaparsak, o ekibin başına geçersek… işte o zaman mutlu olacağımızı düşünüyoruz. 

Peki, mutluluğu doğru yerde mi arıyoruz? Daha doğrusu mutluluğu, bir şeylerin sonunda aramamız doğru mu?

Aslında, mutluluk sonuç değil, bir öncül olmalı…

Pozitif psikoloji alanında araştırmalar yapan Shawn ACHOR, mutluluğun formülü zannettiğimiz “daha çok çalışırsam, daha başarılı olurum; daha başarılı olursam işte o zaman mutlu olabilirim” düşüncesinin temelden yanlış olduğunu iddia ediyor. Çünkü; buradaki sorun, ne zaman o başarı kriterine ulaşsak beynimizin yeni bir başarı tanımı yapması. Sınavdan geçtim, şimdi daha yüksek not almalıyım; o işe girdim, şimdi daha iyisini bulmalıyım; satış hedefini tutturdum, şimdi bunu da aşmalıyım… Bu şekilde mutluluğu, asla ulaşamayacağımız bir ufuk çizgisine itmiş oluyoruz. 

Mutluluğun çözümü, bu formülü tersine çevirmekte…

Yani, mutluluğu sona değil, başa koymada. En baştan pozitif yaklaşmada.

Çünkü; pozitifken vücudumuz dopamin hormonunu salgılıyor. Bu hormon yalnız bizi mutlu etmekle kalmıyor, aynı zamanda dünyaya farklı bir şekilde adapte olmamızı sağlayan beynimizdeki öğrenme merkezlerini de harekete geçiriyor. Pozitiflik seviyemiz yükseldiğinde de beynimiz negatif, nötr ya da stresli olduğu zamankinden çok daha iyi çalışıyor. Kavrama yetimiz gelişiyor, yaratıcılığımız artıyor, enerji seviyemiz yükseliyor. Hatta, pozitif olan beynimiz negatif, nötr ya da stresli haline oranla yüzde 31 daha üretken oluyor.

Örneğin; bir çalışmada 272 çalışanın duygu düzeyleri ölçülüyor, daha sonraki 18 ay boyunca da bu insanların iş performansları inceleniyor. Sonuçta, başka etkenler de kontrol edildiğinde başlangıçta daha mutlu olan insanların daha iyi değerlendirmeler aldıkları, daha yüksek maaşlara ulaştıkları görülüyor. 

Bunun gibi daha birçok araştırma da gösteriyor ki, satışçılar daha pozitif olduklarında, satışlarında yüzde 37 daha başarılı oluyor.

Doktorlar negatif, nötr ya da stresli hallerine göre doğru teşhis koymada pozitifken yüzde 19 daha hızlı ve daha isabetli oluyor. 

Kısacası; pozitif olmanın bir yolunu bulabilirsek, beynimiz çok daha başarılı bir şekilde çalışıyor ve daha hızlı ve daha akıllıca kararlar veriyor.

Peki pozitif olmamızın bize iş performansı dışında başka avantajları da var mı?

Pozitif  olmanın bir yolunu bulabilirsek, beynimiz çok daha başarılı bir şekilde çalışıyor ve daha hızlı ve daha akıllıca kararlar veriyor.

Peki, mutlu olmanın bize ne gibi avantajları var derseniz şöyle ki;

Mutlu olmanın bir insana etkisi;

  • Daha mutlu hayata sahip insanlar  diğerler insanlara oranla neredeyse 10 yıl daha fazla yaşıyor.
  • Mutlu olan insanların yüzde 90’ı 85 yaşına kadar hayatta kalabiliyor.

Mutlu olmanın yollarından biri de,  düzenli günlük tutarak yazmaktan geçiyor. Yani, mutlu şeyler yazan insanlar düzenli olarak pozitif şeyler düşündükleri için avantajlı şekilde bir hayat sürüyorlar. Bu, aslında bizim de hayatımıza çok rahat katabileceğimiz bir alışkanlık…

Her gün o güne ait güzel şeyleri düşünüp yazıya dökmek bize de bu pozitif düşünce alışkanlığı kazandıracaktır.

Peki hayatımızın belli bir anındaki bir bakışımız, bir gülümsememiz geri kalan hayatımıza ait bir gösterge olabilir mi?

Öncelikle gülümseme, beynimizin iyi hissettiğimizi sanmasına neden oluyor. Bu da vücudumuzun bizi gerçekten mutlu edecek kimyasallar salgılamasını sağlıyor.

Gülümsemeyi uzmanlar ikiye ayırıyor;

İlki “gerçek gülüş” (Guillaume Duchenne tarafından öne sürülen Duchenne gülüşü). Bu gülüşte, ağzın köşeleri yukarı kıvrılıyor ve gözün etrafı kırışıyor. Bu gülümseme esnasında çalışan kasları, gönüllü olarak hareket ettirmek çok zor.

İkincisi de “Pan American gülüşü”(Pan American reklamında oynayan oyuncuların yapmacık gülüşünden dolayı bu isimle anılmıştır). Bu gülüş gerçek değil ve Duchenne’deki hiçbir özelliği taşımıyor.

İlginç bir şekilde yıllık fotoğrafımızdaki tek bir gülüşümüz, bizim geri kalan hayatımızla ilgili ne kadar mutlu olabileceğimize dair detaylar verebiliyor. 

Madem pozitif düşünce bizi daha mutlu daha başarılı yapıyor, o zaman sevmediğimiz bir işle meşgulken de güzel şeyler düşünelim, pozitif olalım diyebilirsiniz. Ama orada durum farklı. Çünkü orada, pozitif düşünceyi bir işin başına değil, sırasına yani sürecin içine koyuyoruz. Bu da tam tersi etki yapıyor.

Kısaca, “kafam yaptığım işte değilse, başka nerede olursa olsun; başka ne düşünürsem düşüneyim daha az mutlu oluyorum. Beni mutlu edeceğini düşündüğüm güzel bir anıyı hatırlamak ya da yaz tatilinin hayalini kurmak bile beni daha mutlu etmiyor” düşüncelerine sürekli yer verdiğimiz için gerçek bir gülümseyemiyor, mutluluk anı yakalayamıyoruz.

İşin özü; ailesiyle, arkadaşlarıyla ve çevresiyle ilişkisi iyi olanlar daha mutlu, daha sağlıklı ve daha iyi yaşıyor. Kendini diğer insanlardan soyutlayanlar daha mutsuz oluyor, daha az yaşıyor, daha sağlıksız oluyor ve beyin fonksiyonları da daha önce bozuluyor. Burada önemli olan çevremize ne kadar bağlı olduğumuz değil. Ne kadar çok arkadaşımızın olduğunun da çok önemli bir etkisi yok. Her şey kurduğumuz yakın ilişkinin kalitesiyle ilgili.

İyi ilişkiler,beynimizi de koruyor. Bağlılığı kuvvetli ve iyi ilişki sürdüren çiftlerin hafızası da daha iyi oluyor. İlişkilerinden memnun olmayan, birbirine katlanamayan çiftler ise daha erken yaşta hafıza kaybı yaşamaya başlıyor.

Hepimiz hayatımızda mutlu olmak istiyoruz. Ama mutluluğun bir sonuç değil, bir öncül olduğunun farkında değiliz. En başta pozitif yaklaşmak bizi hem daha başarılı hem de daha mutlu yapıyor. 

Herhangi bir an, olabileceğimiz en yüksek mutluluk seviyesine ise o an hangi işle meşgulsek sadece ona odaklanarak erişebiliyoruz.

Hayattaki mutluluğumuzun en önemli ölçütü ise ilişkilerimiz.

İnsanlarla olan ilişkilerimiz ömrümüzün geri kalanında bizim ne kadar sağlıklı ve mutlu olacağımızın en önemli ölçütü diyerek, yazımı aşağıya naçizane dileklerimi yazarak noktalandırmak isterim….

Umarım sizlerde, toplumda var olan herkes farkındalık sahibi olarak,

huzur sarmaşıkları eşliğinde yaşadığımız her anın kıymetini anda yaşayarak ve mutluluğun kıymetini idrak eşliğinde geçirme fırsatı yakalarız.

Sağlıcakla kalın..

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.