DOLAR
EURO
ALTIN
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

Çok Gezen Mi Bilir , Çok Okuyan mı??

Şeyma Sonkur
Merhabalar değerli okuyucular,  Balkan ülkelerinden Makedonyayı görmüş biri olarak ve Balkan Ülkelerine karşı ilgimden dolayı Balkan Haber bünyesinde kendimi köşe yazarı olarak buldum. Umarım bugünden sonra yazacağım köşe yazılarıyla hayata bakış açınıza bir nebze de olsa katkı sağlamış olurum. Bana  bu fırsatı verdikleri için Balkan Haber bünyesine teşekkür ediyorum…
26.12.2020
A+
A-

Bugünkü köşe yazımı uzun süreden beri gezdiğim, gördüğüm yerleri neden gezdiğimi, neden gördüğümü soran sormayan, merak eden hem çevreme hem de toplumda ve

münazaralarda en çok tartışılan konular arasında olduğu için akılda netlik kazanması adına yazacağım.

Kimisi okumanın insanın ufkunu genişlettiğini söyler, kimisi kitaplarda her şeyin yazmadığını gezerek, insanlarla iletişime geçilerek daha çok bilgi edinileceğini savunur. Münazara kuralları gereği taraflar yalnızca bir tezi savunmak zorunda olsa da benim de içinde bulunduğum birçok kişi hem gezmenin hem de okumanın insana daha çok bilgi kattığına inanmaktadır. Kendi tecrübelerimi ele alırsam, çok küçük yaşta kazandığım okuma alışkanlığımın yanı sıra görerek daha çok bilginin netlik kazanacağını, hayatımda okuduğum bilgilerin doğruluğunu net olarak savunabileceğim fikrine sahip oldum.

Elbette kitaplar sonsuz bilgi hazineleridir. Birçok konuda farklı farklı bakış açıları ile yazılmış milyonlarca kitaplar var. Ama her şeyin kitaplarda yazmadığı da bir gerçek…

Buna en iyi üniversitelerin zorunlu staj programları örnek olarak verilebilir. Bazı öğrenciler için zorunlu staj fazladan bir külfet, angarya gibi görünse de aslında okulda aldığımız teorik bilgiyi pratikte görerek pekiştirmenin en iyi yoludur. Hayatı da böyle düşünebilirsiniz…

Örneğin; Türkiye’nin birçok bölgesi ile ilgili sayısız kitap bulabilir, bu kitaplardan her şehirle ilgili bir sürü bilgiye sahip olabilirsiniz. Ama bu kitabı okuduktan sonra herhangi bir şehre gidip, o şehri kendi gözünüzle gördüğünüzde kitaplardan aldığınız teorik bilgiyi kendi yorumunuzla pekiştirip daha çok aklınızda kalmasını sağlayabilirsiniz. Başka bir örnekle de;

Ünlü bir şehrin, bir yemeğinin yapılışını, tadının lezzetini bilgi yoluyla hayatımıza alsak bile anlık fikir sahibi olabiliriz. Ama gidip gördüğümüzde, tadının kitapta yazılanlarla eşdeğer olduğunu, yerinde bilgi aktarımı yapıldığını görerek pekiştirmiş, kitapta yazılan bilgiye kesinlik getirmiş oluruz.

Teorik bir bilgiyi akılda tutmanın en güzel ve en kolay yolu uygulamayla pekiştirmektir. Bir de kitabı okumadan örneğin; Topkapı Sarayı’nı gezdiğimizi farz edelim. Topkapı Sarayı Müzesi’nde sergilenen Kaşıkçı elmasının ağırlığının 86 karant olduğunu, Topkapı Sarayında sergilenme sebebinin Osmanlı zamanından geldiğini, en çok bilinen 22 elmas arasında oldugunu, elmasın kesiminin oval olması ve dolayısıyla da kaşığa benzemesinden dolayı Kaşıkçı Elması ismi verildiğini, özellikleri arasında elmasın çevresinde 49 adet elmasla çevrili olduğunu nereden bilebiliriz? Bu sebepledir ki; ilkokulda bizlere Fen Bilgisi derslerinde gözlem yapmamız için deneyler ödev olarak verilirdi. Çünkü; öğretmenlerimiz, bir bitkinin yetişmesindeki evreleri teorik olarak anlattıktan sonra, gözlemle de pekiştirmemizi ve kendi bilgimizi oluşturmamızı isterdi.

Okumak ufku genişletip, derin bir bakış açısı sağlarken, gezmek olayları bizzat görüp, sentezlemeyi, analiz etmeyi sağlar. Okumak veya gezerek görmek tek başına bir veridir. İkisinin birleşimini sağlarsak bir bilgi açığa çıkarmış oluruz. Birçok bilgiyi bir araya getirip, sentezleyerek kullanmak da bize bilgeliği getirir.

Deneyerek öğrenmenin en güzel yolu,

Yeni bir şehri sokaklarında gezerek öğrenmemize, sokaklarda kaybolarak yeni yerler keşfetmemize, milyonlarca yıllık tarihi yapıları ve eserleri yerinde görüp, o şehrin tarihi atmosferini an be an hissederek, ruhunu ruhumuzla buluşturmayı, o ülkede yaşayan insanlarla tanışıp sohbet ederek, kültürlerini ve yaşamlarını onlardan dinleyerek öğrenme fırsatı elde etmiş oluruz. Kitaplardan okunan bir bilgi zaman içinde unutulabilir ama yerinde deneyimleyerek öğrenilen bir bilgi çocukta, gençte, ileri yaştaki herkes de anı olarak kalıp o seyahatten söz edildikçe tazelenecektir. Gezerek öğrenen bireyler  farklı yaşam koşullarına ve şartlara daha kolay uyum sağlayabilirler. Bunun yanında toplumsal kuralları uygulamak konusunda gözlem yaparak pratik kazanırlar ve yeni şeyleri denemek, öğrenmek konusunda istekli davranırlar. Dilini bile bilmedikleri insanlarla bedenini, elini ya da kolunu kullanarak anlaşabilecek, iletişim kurabilecek kadar özgüven geliştirebilirler.

İşte bu yüzden “çok gezen mi çok okuyan mı?” diye bana soracak olursanız, ne kadar tartışma konusu olsa dahi ben her ikisi de diyerek konuyu burada noktalandırıp, yazımı sonlandırmak isterim…

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.