DOLAR
EURO
ALTIN
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul °C

Savaşlar İnsanları Nereye Sürüklüyor?

Şeyma Sonkur
Merhabalar değerli okuyucular,  Balkan ülkelerinden Makedonyayı görmüş biri olarak ve Balkan Ülkelerine karşı ilgimden dolayı Balkan Haber bünyesinde kendimi köşe yazarı olarak buldum. Umarım bugünden sonra yazacağım köşe yazılarıyla hayata bakış açınıza bir nebze de olsa katkı sağlamış olurum. Bana  bu fırsatı verdikleri için Balkan Haber bünyesine teşekkür ediyorum…
09.05.2022
A+
A-

Savaş, uygarlığın ilerlemesi için itici güç olmuştur. Çünkü; neolitik dönemin sonrasında büyüyen köyler, artan nüfus, kıtlık ve savaşlar yeni bir yönetici sınıfın doğuşunu haber verir. Yönetimin merkezileştiği, her şeyi kontrol etmeye başladığı bu yeni düzen elbette korunmak için surlara, güçlü yapılara ve gelişmiş silahlara da ihtiyaç duyacaktı. Yerleşimlerin etrafı surlar ile çevrilmeye başlandı. Daha fazla insana, daha fazla üretime ve daha fazla güce sahip olmak karmaşık toplumların yani yönetici sınıfların güçlenmesini sağladı. Güçlü ve dayanıklı silahlar üretme isteği, diğer tüm teknolojilerin de itici gücü haline geldi. Savaş kazanmak için her türlü yöntem ve teknoloji geliştirildi.

Yani, Çok uzağa değil en yakınınıza bakın, internet, savaş odalarında keşfedilmedi mi?

Bugün geriye dönüp baktığımızda, yapılan hiçbir savaşın kazananı olmadığını söyleyebiliriz…

Savaşlardan geriye  ne Kserkses’i yok eden İskender ve imparatorluğu kaldı, ne tüm dünyaya egemen olan Augustus’un ve Roma İmparatorluğu’nun…

Toplumlar da, devletler de canlı organizma gibi doğdular, büyüdüler ve zamanı geldiğinde yok olup tarih sahnesinden silindiler. İnsanlık tarihi boyunca sürekli var olan bir toplum, bir devlet veya bir güç hiç olmadı. Güce ve kaynaklara sahip olma savaşı insanlık tarihi boyunca hiç bitmeyen bir döngü olarak devam etti. Bu nedenle insanlık tarihi savaşların tarihi olarak da adlandırıldı.

Bazı savaşlar insanlık tarihinin hafızasında uzun süre yer etti. Kadeş, Troya, İssos, Maraton bunlardan yalnızca birkaçıdır. Bu savaşlar sonuçları bakımından insanlık tarihini de etkiledi. Özellikle Troya, Doğu ile Batı arasında psikolojik bir duvar olarak durdu. Kendini Aydınlanma ve Rönesans ile birlikte Antik Yunan ve Roma Uygarlığının devamı sayan Batı, Troya’yı yıkan Akaları kendine referans yaptı. Troya’da doğunun en uç sınırı olarak kendini Batı’nın karşısına konumlandırdı ve Hektor’un ölümüm çağdan çağa alınan bir öce dönüştü, Fatih Sultan Mehmed ve Mustafa Kemal Atatürk ‘ün Troya’da efsanevi açıklamaları aslında toplumların bilinç altlarının yansımasıydı. Gerçekten yaşanıp yaşanmadığı kanıtlanmaksızın Troya Savaşı, çağlar boyu kültürel çatışmanın bir simgesi olarak görüldü. Kaynaklara sahip Doğu, kaynaklara ulaşmaya çalışan Batı ve bu ikisi arasındaki hiç bitmeyen ezeli çatışma bugün bile hayatlarımızı etkilemektedir.

Biliyoruz ki, devletlerin çıkardığı savaşın faturasını hep geniş halk yığınları öder.

Savaşın çevre üzerindeki etkisi tam bir yıkımdır. Çevre, savaş öncesi hazırlık aşamasından başlayarak yok edilir. Silahların test edilmesi, tatbikatların yol açtığı kirlilik ve nihayetinde savaşın korkunç yüzü ortaya çıkar.

Örnek olarak alırsak, aradan onca yıl geçmiş olmasına rağmen Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan nükleer bombaların etkileri hâlâ devam etmektedir.  Körfez Savaşı’nda denize dökülen petrol ve petrole bulanmış, on binlerce ölmüş su kuşlarının görüntüleri hafızalarımızda kazınmış halde durmaktadır.

Savaşın çevre üzerindeki yıkıcı etkisi savaş bittikten sonra da devam etmektedir. Kentlerin yok edilen altyapısı, kirletilen suları, toprakları, havası, radyoaktif serpintilerin yol açtığı sorunlar, savaş sonrasında uzun yıllar etkisini devam ettiriyor. Yaşanamaz, üretim yapılamaz duruma gelen topraklardan insanlar on binler, yüz binler halinde göç etmek zorunda kalmaktadır.

Şimdiki kurban da Ukrayna geriye kalan yüzbinlerce yıl öncesine ait tarihi alanların kaybolması, psikolojik etki, doğaya verilen zarar…

Sonu olmayan bu savaşların sadece ınsanlığa değil doğaya da savaş açıldığını görerek, kendi ülkemizde birlik ve beraberliği yitirmemiz gereklidir.

Acı olan gerçekleri farkederek birbirimize kenetlendiğimiz, daha çok geliştiğimiz, savaşlara imkan vermediğimiz nice güzel günlerde buluşmak dileğiyle…

Sağlıcakla kalın.

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.