Yetersiz Üniversite Eğitimleri Neden Artış Gösteriyor?
Bugünkü yazımda uzun suredir gençlerin ve toplumun yaşam kaygısı haline gelen Üniversitesilerdeki yetersiz eğitimlerden bahsetmeye çalışacağım.
Hadi gelin neymiş ne değilmiş alt satırlarda sizlere aktarmaya çalışayım.
Türk üniversitelerinin üst sıralarda yer alamamasının altında yatan birçok neden var. Bunların önemli bir bölümü ne yazık ki yapısal nedenlerdir.
Topluca madde madde ele alınması gerekirse de;
- Bunlar arasında düşünce ve ifade özgürlüğü sorunu,
- Üniversitelerin YÖK aracılığıyla tek elden yönlendirilmesi,
- Bilimsel ve finansal özerkliğin bulunmamasıdır.
Bu eksiklikler üniversitenin bilimsel üretim yapmasının önündeki engelleri oluşturmaktadır.
Sorunların bir bölümü de, toplumun üniversiteden beklentilerinin, üniversitenin görevinden farklı olmasından kaynaklanmaktadır.
Toplumun bir çoğu üniversiteye giren öğrencilere aslında meslek okullarında öğretilebilecek bilgilerin verilmesini talep etmektedir. Oysaki üniversitenin varlık nedeni bilimle uğraşmak ve bilim öğrenmiş insanlar yetiştirmektir.
Hiç kuşkusuz üniversitede okuyan herkes bilim insanı olamaz. Ama en azından üniversite bitirmiş kişilerin okudukları dalla ilgili bilimsel çerçeveyi bilmesi ve yaşama uyarlaması beklenir.
Ne yazık ki bunu yapabilen üniversite mezunu sayısı bizde çok azdır.
Bunun Altında Yatan Neden
Ortaöğretimde ve yüksek öğretimde analitik düşünmeye ve çözümlemeye yönelik eğitim verilmemesi ya da çok kısıtlı olarak böyle işlerle uğraşılmasıdır.
Lisede türev almayı öğrenen bir öğrenci o türevi niçin aldığını, amacın ne olduğunu bilmediği için formülü ya da mantığı ezberliyor ve problemi çözüyor ama neye yarayacağını bilmiyor. Üniversitede de durum farklı değil…
Benzer sorunlar çoğu üniversite hocaları için de geçerlidir. Hoca dersi anlatıyor ve gidiyor, bu yüzden de genç üniversite ortamında başarısız hale gelerek, üniversiteyi sadece bitirmeye odaklanıyor.
Hocalar, analiz öğretmekle uğraşmıyor. Öğrenciler anlatılanları ezberliyor ve sınıfı geçiyor. Sonra yaşama atıldıklarında ne okuduklarını, niçin okuduklarını hatırlamıyorlar. Çünkü; üniversite hayatındaki amaç okumak için okumak olduğu için hatırlama gereksinimi duymayacaklarını düşünüyorlar.
Üniversite öğretim üyelerinin çoğu kitap ve makale yazmamayı tercih ediyor.
Çünkü yazdığı makaleler ya da kitaplarda eğer eleştiriler varsa bunlar ileride kendisine sıkıntı yaratıyor ve işini kaybetmesine yol açabiliyor.
Bu durumda hoca kendisi açısından en rasyonel tercihi yapıyor ve az yazıyor.
Öyle olunca da üniversiteler bu tür sıralamalar için sesini duyuramıyor.
İşin gerçek özü şu ki; Türkçesi “söz uçar yazı kalır” diye çevrilen Latince bir özlü söz: Verba volant scripta manent. İşte bu söz Türkiye’deki durumu en güzel özetleyen sözlerden birisi desek daha yerinde olur.
Bu yüzden, eğitimsel anlamda hocalar üstteki yapıcı eleştirileri dikkate almalı ve eğitimsel yaklaşımı en iyi seviyeye getirerek değişime sebep olmalılardır. Bu sayede daha bilinçli okuyan gençler, bireyler yetişir ve geleceğe ışık tutabilirler.
Umarım eğitimsel eksikliklerle ilgili yazdığım bu yazımda yine yeniden bir farkındalık kazandırabilmişimdir.
Son satırlara katar aşındıran herkese teşekkür ediyorum.
Sağlıcakla kalın.
